23 TEMMUZ 2018 PAZARTESİ

BAHÇELİ'DEN 'KUDÜS VE LOZAN' AÇIKLAMASI

Kudüs'ün Yavuz Sultan Selim'in mirası olduğunu belirten ve ABD'nin kararına çok sert tepki gösteren MHP lideri Devlet Bahçeli, İslam İşbirliği Teşkila



Kudüs'ün Yavuz Sultan Selim'in mirası olduğunu belirten ve ABD'nin kararına çok sert tepki gösteren MHP lideri Devlet Bahçeli, İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesinde alınması gereken kararları paylaştı.

Antalya'da partisince düzenlenen belediye başkanları toplantısında konuşan Bahçeli, "Kudüs İslam'dır ve aynı zamanda Türklüğün derin izlerini taşımaktadır. Kudüs mukaddesatımızın namusudur. Gitti demekle gitmez, düştü demekle düşmez, İsrail'in demekle bu tartı bu sıkleti çekmez. ABD'nin marazi ve maceracı yönetimi Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıştır. Trump sorumsuz ve skandal bir karara imza atmıştır. ABD Başkanı bu hakkı nereden almaktadır? ABD Başkanı Ortadoğu ve hatta dünyanın dengeleriyle oynamaya nasıl kalkışabilmektedir? Tüm dünya, ABD'nin Kudüs kararına odaklanmıştır. Bölge barut fıçısıdır. Ortadoğu'daki istikrarsızlık daha da kemikleşip, daha da şiddetlenecektir. ABD Başkanı, barış diyor, Filistin'in haklarından bahsediyor. Yalan, dolan, riya ABD yönetimine egemen olmuştur. Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınmasından sonra, bölgede barış ve işbirliğinden akıl sağlığı yerinde olan hiç kimse bahsedemeyecektir. Siyonizm'in lobi çalışması, Trump'a nüfuz faaliyetleri zehirli meyvesini vermiştir. Kudüs bizzat kriz havarisi, kaos imalatçısı Trump tarafından dinamitlenmiştir. Kıyamet günü senaryolarına derinlik katılmıştır. Evanjelist ve Kabala tezgahı Trump'ın iradesine zincir vurmuştur. ABD Senato ve Temsilciler Meclisi'nde 1995 yılında kabul edilen Kudüs'ün başkent olarak tanınmasıyla ilgili yasa bugüne kadar altı aylık periyotlarla ertelenmiş, buna gerekçe olarak güvenlik mülahazaları gösterilmişti. İç siyasette sıkışan, devamlı mevzi kaybeden, hakkındaki şayia ve şaibelerden dolayı zor günler geçiren Trump, 22 yıllık ertelemeyi bitirmiş, kampanya döneminde bedeli karşılığı verdiği çirkin sözü tutmuş, Kudüs'e adeta füze fırlatmıştır. Hakkındaki Rusya temalı iddiaların ensesinden tuttuğu da ortadadır. Bu iddiadan yakayı kurtarmak için Trump'un her çılgınlığı yapacağı, her şuursuzluğa hizmet edeceği muhtemeldir. Rusya'nın Orta ve Kısa Menzilli Füzeler Anlaşmasını ihlal ettiğini öne süren ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, Moskova'nın buna son vermemesi halinde askeri ve ekonomik önlemler alacağını dün itibariyle duyurması yeni bir bunalımın ayak sesleridir. Yoğun istikrarsızlık kapıdadır. İslam âlemi infial halindedir. Üçüncü intifada çağrısı yapılmıştır. Dün medyaya yansıyan şiddet sahneleri, Cuma Namazı çıkışı protesto gösterileri, İsrail güvenlik güçlerinin acımasızca saldırıları önümüzdeki günlerin çok şeye gebe olduğunun habercisidir. Kudüs, ilk kıblemizdir; Miraç mucizesinin muazzez hatırasıdır. Üç dinin kesişme noktası olan Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması din savaşlarını tetikleyecek, husumet ve dehşet verici eylemler yer kürenin her yerine yayılabilecektir. Tehlike anormal boyuttadır. Felaket yanı başımızdadır. ABD, 1947 ve 1980 yıllarında alınanlar başta olmak üzere, Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe saymış, uluslararası anlaşmaları inkâr etmiştir. Barış ve istikrar için, 1967 sınırları dâhilinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasının önüne sürekli engeller çıkarılmaktadır. İsrail yangına körükle giderken, ABD bölgeyi ateşe vermek için harekete geçmiştir. Elbette, Kudüs'ün başkent olarak tanınması manen, vicdanen ve tarihen imkânsızdır. ABD'nin bu ısrar ve inadını çok kararlı bir şekilde kınadığımız herkesçe bilinmelidir. Türkiye'nin öncülüğünde, Sayın Cumhurbaşkanı'nın zirve başkanı sıfatıyla 13 Aralık 2017'de İstanbul'da gerçekleşecek İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı tarihi önemdedir. Bu toplantı mutlaka desteklenmelidir. 57 İslam ülkesi arasındaki ilişkiler güçlenmeli, bunlar gereken tavrını ABD'ye ve İsrail'e karşı mutlaka göstermelidir. Önemle diyorum ki, Filistin, başkenti Doğu Kudüs, bağımsız ve egemen bir devlet yapısıyla kabullenilmeli, tanınmalı, ilanı yapılmalıdır. Ayrıca Türkiye, Kudüs kararı geri çekilesiye kadar, İsraille diplomatik temsilcilik seviyesini en düşük noktaya indirmeli, hatta geçici olarak kapatmalıdır. İslam ülkeleri, İsrail'le kurulmuş siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkileri gözden geçirmeli, zorunluluk halleri dışında irtibat ve diyaloglar askıya alınmalıdır. Birleşmiş Milletler toplanmakla kalmamalı, kalıcı, etkili karar ve yaptırımları süratle alacak iradeyi sergilemelidir. Kudüs kutsalımız, kıvancımız, inancımızın emanetidir. Kudüs Müslümandır, mihverdir, müşrik ve batıl heveslere rehin ve teslim edilemeyecektir" diye konuştu.

ERDOĞAN'A 'LOZAN' DESTEĞİ

Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yunanistan'da yaptığı açıklamalara da tam destek vererek, "Bilhassa Lozan tartışmaları Yunanistan ziyaretine mühür vurmuştur. Sayın Cumhurbaşkanı; 'Lozan, sadece Ege'yi mi kapsıyor? Ege'nin dışında Lozan'la ilgili hiçbir şey yok mu? Batı Trakya'daki azınlıkların hukuku yok mu? Şimdi buradaki azınlıkların hukukunu bu anlaşmayla nasıl teminat altına alacağız?' sorusunu sormuştur. 150 bin nüfuslu Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının on yıllardır kanayan yaraları, verilmeyen hakları vardır. Müslüman Türk'üm diyenlere her zorluk reva görülmektedir. Sosyal ve ekonomik hak ve imkânlar çok görülmektedir. Nihayetinde Türklüğe karşı hazımsızlık Yunanistan'da kökleşmiştir. Ayrıca ve hakikaten Batı Trakya'da, soydaşlarımızın Başmüftülerini seçememesi, bu göreve atamayla gelinmesi bir başka talihsiz ve temelsiz açmazdır. Lozan Antlaşmasına bakışımız bellidir. Ve bu değişmemiştir. Ancak Sayın Erdoğan'ın çıkışı da dikkatle incelenmeli, özen ve özgüvenle yorumlanmalıdır. Bir defa, Lozan Antlaşması'nın yeni baştan okunması, uygulanmayan, özellikle Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığı bağlamında görmezden gelinen maddelerin işlerlik ve işlevsellik kazanması samimi arzu ve teklifimizdir. İmzasının üzerinden 94 yıl geçmiş olan Lozan'ın, şu günkü ihtiyaç ve beklentilere uygun değerlendirmesinin mutlaka yapılması lazımdır. Bu konuda üniversitelerimizin tarih kürsülerinde görev alan değerli tarihçi ve bilim insanlarından oluşacak bir komisyon marifetiyle çalışmalara derinlik kazandırabilecektir. Biz, sonuna kadar, Lozan Antlaşması'nı Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve hukuki senedi olduğunu kabul eder, fes takan takmayan ucubelerin haksız, hayâsız ithamlarını reddederiz. Ancak Lozan'ı hak ettiği şekilde, muhtevasına sadık kalarak yeniden anlamlandırıp, kenara koyulan hükümlerinin uygulamaya geçilmesine de sıcak bakar, buna tamam deriz. Türkiye'deki gayri Müslüm azınlıklara gösterilen muamele ve müşfik tavrın aynısını Batı Trakya'daki soydaşlarımıza da gösterilmesini ısrarla talep ederiz" ifadelerini kullandı.

Yorum Yaz